KORKULARIM(IZ)

“Ben deliden çok kurnazdan korkarım Cahilden ziyade yobazdan korkarım Bedenimdeki hastalıklardan değil, Adalete düşen marazdan korkarım.”

Sen bir korkaksın! Benim gibi… Hepimizin korkuları var ve korkuyoruz. Bazılarımız şair Abdurrahim Karakoç ’un dediği gibi kurnazdan, cahilden, korkarken bazılarımız da deli / divane olmaktan korkarız. Mesela hastalıktan çok hasta olmaktan, ölümden çok ölümlü olmaktan korkarız. Sonuçta korkarız. Sorumuz şu; Neden ve niçin korkarız? Korkularımız genetik mi, kuşaklar arası bir geçiş söz konusu mu? Bilim adamları her zaman olduğu gibi fareler üzerinde bir takım deneyler yaparak bunu araştırmışlar. Laboratuvar ortamında erkek farelere bir çeşit koku koklatılmış ve patilerine elektrik verilerek korkmaları sağlanmış. Bu işlem tekrar ve tekrar birçok kez yapılmış. Yani koku ile korkma arasında bir koşullanma oluşturulmuş. Sonrasında aynı koku tekrar erkek fareye koklatılmış ve bu sefer patilerine elektrik verilmemiştir. Patilerine elektrik verilmemesine rağmen erkek farelerin korktuğu gözlemlenmiştir. Korkan erkek fareler daha önce görmedikleri dişi fareler ile çiftleştirilmiş ve doğan yavruların tıpkı baba fareler gibi bu kokudan korktukları gözlemlenmiştir. Bu duruma benzer başka bir gözlemde ise bebekler cam bir yüzey üzerinde yürüdüklerinde veya emeklediklerinde bir derinlik oluşturulmuş ve bebekler oluşturulan bu derinliği geçememişlerdir. Daha önce herhangi bir boşluktan düşmemelerine rağmen bu davranışı ortaya koymuşlardır.

Araştırmalar bazı korkularımızın genetik yollar ile geçtiğini ortaya koymaktadır. Mesela Akrep, timsah ve yılanı zihnimiz çiçek, ekmek ve sudan daha çabuk algılar. Bazı korkularımız atalarımız tarafından bize miras bırakılmıştır.


Peki korku öğrenilen bir şey mi? Çocukluğumuzda bize söylenen birçok söz ve bize yapılmış olan davranışı kendi çocuklarımıza yapmıyor muyuz. Günümüzde korku neredeyse bir eğitim aracına dönüşmüş. Korku(tan)lan eğitim. Çocuklarımıza elimi bırakırsan şöyle olur, öğretmeni dinlemezsen böyle olur, yok kaçırırlar, döverler, söverler demiyor muyuz. Aynı durum toplumlar içinde geçerli. Mesela siyasetçilerimiz her fırsatta korkularımızı dile getiririler. Yok varlık sorunu, beka sorunu, cart sorunu, curt sorunu…

Çoğu zaman neden korktuğumuzu aslında bilmiyoruz ama korkuyoruz. Karanlık korkusu, acı çekme korkusu, yükseklik korkusu, iğne korkusu, hayalet korkusu, hız korkusu, deniz korkusu, ölüm korkusu tamamda; ya kuş tüyü korkusu, aşık olma korkusu, uyuma korkusuna ne demeli. Mesela bir çoğumuz uyumak, hele ki kuş tüyünün üzerinde uyumak ve aşık olmak için can atmıyor muyuz? Şimdi ne demeli bunlara. Bugünlerde tüm dünyaya korku salan Korona(Covid-19) ile dünya çarkalanmakta. Yani yeni korkular da ufukta görülmeye başladı bile.. Uzun lafın kısası Korkuyoruz. Neredeyse her şeyden ve herkesten korkuyoruz. Korkmaya da devam edeceğiz.

İnsan neden ve niçin korkar? Asıl korkuya sebep olan sanırım belirsizliğin olması. Bu belirsizlik durumunda zihin, belirsiz dediğimiz şeyleri o kadar “güzel” (korkunç) dolduruyor ki. Mesela kendinizi bir korku filmi seyrederken düşünün. Filmdeki canavar, yaratık veya katil, filmin sonuna kadar bir bütün olarak gösterilmez. Ne kadar az görülür ise korku miktarı da o oranda artar. Çünkü zihnimiz filmin yönetmeninin doldurmadığı bu boşluğu gayet güzel (korkunç) bir şekilde doldurur.

Filmden devam edelim. Bu korku filmlerinden hem korkarız hem de izlemek isteriz. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Durumu yani… 1919 yılında Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud “the uncanny” adında bir makale yayınlar. The uncanny; herhangi bir şeyden hem çekinmek, korkmak hem de ona karşı merak ve ilgi duymak anlamına gelmektedir. İnsan ki celladına bile aşık olabiliyorken, ne yani korktuğumuz şeye mi ilgi duymayacağız. Mesela Ben, korku filmine bakmaktan korkarım. Korkuları genetik olarak miras bıraktığımızdan bahsetmiştik. Ben korkuyorsam oğlum Yusuf Eren’de korku filmlerinden korkması gerekiyor. Bakın ne oldu. Yerli yapım Dabbe 1,2,3….7 filmlerinden (Resmen korkularımızdan beslenmişler J) herhangi bir tanesini izlemek istediğini söyledi. Ben ise tamamen bir baba yaklaşımı ile; Oğlum senin adın Yusuf, sonra Yusuf Yusuf etmeyesin dedim. İzlersin-izleyemezsin, izlersin-izleyemezsin derken izleyemeyeceğini bildiğim için (çünkü ona sağlam bir miras bırakmıştım) tamam dedim . Sana 5 dakika süre. Eğer ki 5 dakika izleyebilirsen 1 saat bilgisayarda oyun hakkı. Gözü kapalı evet dedi. Elinde telefon, telefonda Dabbe, gönderdim diğer odaya. Yaklaşık bir dakika sonra odaya girdiğimde ne göreyim. Bizim Yusufcuk Dabbe’yi izliyor hemde gözü kapalı olarak... Yani tam bir “the uncanny “ vakası Korkularımıza neden ilgi duyarız ve korkularımızı neden merak ederiz. İnsan çok garip bir canlı. Biz insanlar korkularımızı kazanca dönüştürmesini de çok iyi biliriz. Nasıl mı? Kadınlarımız. Az ilgili kocasına, “korkuyorum” demesinden sonra, kocanın eşine sarılması mesela. Mesela çocuklarımız. odalarında ses duyduğunu ve korkuyorum diyerek anne ve babanın yanında yatması, korkunun kazanca dönüşmesi değil de nedir.

21 yüzyılda insan bir şekilde kendisine korkacak bir konu veya nesne bulabiliyor. Gerçek şu ki korkularımız var olduğu müddetçe bizde var olacağız. Korkularımız bizi hayatta tutmakta. Aslında ne kadar korkuyor isek o kadar hayata tutunuyoruz.

Hepimizin korkuları var, korkuyoruz ve korkmaya da devam edeceğiz. Karanlıktan, yalnızlıktan, börtüden, böcekten, yüksekten, alçaktan, kapalı yerde kalmadan, açık alandan, nemden, sudan ve yağmurdan korkacağız.

Bunlardan ziyade ben en çok, kaybedecek bir şeyi olmayan ve hiç kimseyi sevmeyenden insandan korkarım. Hiçbir şeyden korkmayan hiç kimseyi sevmiyordur. Bilirim ki sevgide de korkaklık vardır. Ve ne kadar korkuyorsan o kadar seviyorsundur. Benden korkun diye haykıran aslında beni sevin diye haykırıyordur. O zaman: -Benden korkun, Benden korkun …





24 görüntüleme

Ücretsiz E-mail Aboneliği

  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • Heyecan Sosyal Simge
  • YouTube Sosyal Simge

Muratpaşa - Antalya

0 (530) 511 0899
info.dioruzki@gmail.com

© 2023 Creative By Diyoruzki Ailesi